Boş Levha
Okunmaya Değer İçerikler

Mutlaka Okunması Gereken Felsefe Kitapları

0
Felsefe sözcüğü köken olarak Yunanca’dır. “Philia”=Sevgi “Sophia”=Bilgi veya bilmek kelimelerinden türemiştir.

Düşünmeyi, sorgulamayı, muhakeme etmeyi seviyorsanız o zaman işe felsefe okumakla başlayın…

Nereden başlamalıyım sorularınıza cevap olarak da Batı felsefesinden başlamalısınız diye yanıt vereyim…

Batı felsefesini iyi kavrayabilmek için, en etkili felsefecilerin bazılarının temel öğretilerini anlamalısınız.

Mutlaka Okunması Gereken Felsefe Kitapları

1.Devlet-Platon

Devlet’te iki düşüncenin çatışmasına tanık oluruz:
İnsanlar doğuştan iyi ve eşittirler; toplumun kötü düzeni onları bozuyor, güçlüler güçsüzleri eziyor. Kanunlar güçlülerin elinde güçsüzlere karşı silah okuyor.
İnsanlar doğuştan ne iyi ne de eşittirler. Yalnızca güçlü ve güçsüzler vardır. Güçlünün güçsüzü yönetmesi, doğa gereğidir ve doğrudur. İnsan haklı olmaya değil, güçlü olmaya bakmalıdır.

Benim de felsefe okumaya başladığımda tercih ettiğim ilk kitap Platon/Devlet’ti.

2.Politika-Aristoteles

Aristoteles, Antikçağ felsefesinin en önde gelen filozofudur. Benzer düzeyde bir felsefeye İlkçağda sadece Platon’un erişebildiği kabul edilir. Antikçağa damgasını vurmuş olan Aristoteles, pek çoklarına göre tüm çağların en büyük birkaç filozofundan birisidir. Bilim ve felsefede onun başarmış olduklarıyla rekabet etme ümidi besleyebilen insan sayısının bir elin parmaklarını geçmediği hemen herkes tarafından kabul edilir.

3.Batı Felsefesi Tarihi-Bertrand Russell

Pythagoras, Herakleitos, Parmenides, Empedokles, Anaksagoras Atomcular, Protagoras, Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılık….

Batı felsefesini bağlamı içinde öyle bir kapsayıcılık ve keskinlikte işliyor ki. Zamanımızın Sokrates’inden entelektüel enerjiyle kotarılmış bir başyapıt. -A.L. Rowse-

4.İyinin ve Kötünün Ötesinde-Friedrich Nietzsche 

Canavarlarla dövüşen kişi kendisi de bir canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir. Ve ne zaman bir uçurumun derinliklerine doğru bakarsanız uçurum da sizin derinliklerinize doğru bakar.

 

5.Yabancı-Albert Camus 

Ölümün egemen olduğu bir “varlık”ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi “Meursault”, bir simge kahraman değildir, “adı” olmayan bir “Yabancı”dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür.

 “Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir,” der Camus.

 

6.Ütopya-Thomas More 

Yaşlı bir denizci Thomas More’a, son seyahati sırasında tesadüfen keşfettiği Utopia adasını anlatır. Bu adanın yönetim biçimi, yasama, yürütme ve yargılama gücü, yurttaşların kamu haklarından yararlanmaları gerçekten de mükemmeldir. Ona göre Utopia bütün Avrupa devletlerinin yapılanmasına örnek oluşturacak ideal devletin ta kendisidir.

7.Ölümün Anlamı-Arthur Schopenhauer

Ölüm hayatın neresinde? Hayat ölümün neresinde?

Ölümü hayatın tam göbeğinden sürüp çıkarmanın ve başımızdan ustaca savuşturmanın en sofistike yollarını keşfetmek bize ve yaşadığımız dünyaya neye mal oldu?

Ölümü tekrar hayatın içine çekmenin bir yolunu mutlaka bulmalıyız.

8.Prens-Niccolò Machiavelli

Prens, devlet yönetiminde amaca ulaşmak için her yolun geçerli olduğunu savunan bir el kitabı mıydı, yoksa devletin ve iktidarın gerçek doğası üstüne felsefî ve siyasal bir başyapıt mı?

Prens, kimilerince “şeytanın kitabı” olarak nitelendi, kimilerince de gerçekçi siyaset kuramının bir başyapıtı olarak.

9.Varlık ve Hiçlik-Jean-Paul Sartre 

Varlık ve Hiçlik, hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre’ın “başyapıtı”dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder. Dolayısıyla önemini ve güncelliğini hâlâ korumaktadır ve hiç şüphesiz daha uzun yıllar korumaya devam edecektir. Çünkü, insan, ilk defa bu yapıtta, özgür olmaya “mahkum” edilmiştir…

10.Komünist Manifesto-Karl Marx/

Friedrich Engels

Bilimsel sosyalizmin kitlesel siyaset sahnesine çıkışının ilk ciddi işareti olan Manifesto, yayınlandığı günden bu yana en çok okunan ve en çok tartışılan toplumsal ve siyasal metinlerden biri olmakla kalmadı, daha sonraki sosyalist ve komünist partilerin programlarının temelini oluşturdu, dünyanın değişmesinde ve milyonlarca insanın yaşamında belirleyici bir rol oynadı.

 

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.