Böceklerin Duyguları Var mı?

0

Böcekler çevrelerine reflekslerle tepki veren robot gibi varlıklar mı? Böceklerin Duyguları Var mı? Yoksa, şahsiyetleri, arzu ve istekleri olan duygulu canlılar mı?

Böcekler mutlu ya da üzgün olabilir mi? İnsanlar kaygılıyken karamsar olabiliyor. Köpek, kuş ve farelerle yapılan araştırmalar, onlarında zor zamanlarda karamsar bir bakış açısına sahip olabildiklerini gösteriyor. 2011’deCurrent Biology’de yayımlanan bir araştırma, stresli arıların da karamsar olabildiğini ortaya koymuştu. Kısa süre önce, ünlü akademik dergi Science’ta yayımlanan bir araştırma ise arıların mutlu ve iyimser olabildiklerine işaret ediyor.

Geçtiğimiz Eylül ayında yayımlanan bu çalışmayı yürüten Londra’nın Queen Mary Üniversitesi’nden bilim insanlarının deneyleri, tatlı bir şerbetten az miktarda içen arıların olumlu duygular içindeymiş gibi davrandıklarını gösterdi. Araştırma ekibinden doktora öğrencisi Luigi Baciadonna, “tatlı yiyecekler yetişkin insanların olumsuz ruh halini düzeltebilir, yeni doğan bebeklerin negatif olaylar karşısında ağlamasını azaltabilir” diyor ve devamında araştırmada elde ettikleri bulguların, benzer tepkilerin arılarda da meydana geldiğine işaret ettiğini söylüyor.

Queen Mary Üniversitesi’nden araştırmacılar, son beş yıl içinde yayımlanan başka bilimsel makaleleri örnek göstererek böceklerin de aralarında bulunduğu omurgasızların temel duyguları sergileyebilecekleri fikrinin giderek daha çok kabul gördüğünü belirtiyorlar. İngiltere’nin Bristol Üniversitesi’nden Prof. Michael Mendl, böceklerin bilinçli olmaları ihtimalinin heyecan verici yeni teorilere ve hararetli tartışmalara konu olduğunu belirtiyor. Bilim insanları şunu anlamaya çalışıyor: Mesela, arı gibi hissetmek diye bir şey var mı? (Arının ruhu var mı şeklinde de düşünebiliriz.) Yoksa arılar ve diğer böcekler çevrelerine yalnızca bir takım reflekslerle mi tepki veriyorlar?

Hayatının büyük bir kısmını Güney Afrika’nın, kuleler inşa eden termitlerini araştırmaya adayan New York Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Scott Turner, 2015 yılında The Conversation için kaleme aldığı yazısında çok ilginç tespitlerde bulundu. İşte bu yazıdan bazı bölümler: “…Ayırt edilebilir termit “kişilikleri” var: Bazıları “girişimci” inşaat işlerini başlatıyor ve etrafta koşturarak daha tembel olan yuva arkadaşlarını işe sevk ediyor, direnirlerse de dürterek harekete geçiriyor. Bazı bireyler hevesli bir şekilde su paylaştırıyor, on beş dakika veya daha fazla zamanlarını bu işe adayarak az bulunan suyu topraktan emiyor ve susamış yuva arkadaşlarına dağıtıyor.”

“Bazen doğa, yaptığımız gözlemler yoluyla bizle konuşur, deneylerin yakalayamayacağı veya bilim insanlarının duymaya istekli olmadığı bir mana ile” diyen Turner şunları da söylüyor: “Termitler, yalnızca basit davranış algoritmalarıyla işlemek üzere tasarlanmış küçük robotlar mı? Ya da onlara ilişkin özel, yaptıklarına tamamen farklı bir anlam yükleyen hayati bir şey mi var? Uzun süre boyunca ilk görüşün doğru olduğunu düşünüyordum, fakat itiraf etmeliyim ki artık ikincisine daha çok meylediyorum.”

Prof. Turner daha sonra, fikrinin değişmesinde etkili olan gözlemlerinden söz ediyor:“Bir süre küçük yapay dünyalarını (laboratuar ortamındaki kum dolu petri kabı) inceledikten sonra, termitler birbirlerini tımar etmeye başlar. Seyretmesi harika bir manzaradır. Tımar eden termit, diğerini yalamaya başlar ve sonra özenli bir biçimde tımar ettiği termitin her uzvunu bacak, antenler ve ağız kısımlarını çene kemiklerinin arasından geçirerek işi tamamlar. Tüm bu süre zarfında, tımar edilen termit neredeyse tamamen sakin ve huzurlu görünür. Antenlerinin hareketi durur, sanki “şimdi de bunu yap” der gibi uzuvlarını yavaşça tımarcıya sunar. Tımar etme işi bayağı yoğun bir hal alabilir, termitler oluşan “tımar istasyonlarında” çok istekli bir tımarcıdan hizmet görmek için sıra beklerler.” “Zamanla anladım: Bunlar robot değiller, şahsiyetleri, arzu ve istekleri olan canlılar. Bir robot hiçbir zaman tımar edilmeyi istemez, başkasına su vermeyi, su içmeyi istemez. Oysa görünüşe göre termitler “istiyor” ve bu, termitlere hem bireysel hem de müşterek ruh gibi bir şey veriyor.” Prof. Turner, bunun makinalarda bulunmayan canlandırıcı bir prensip, hayatın varlığını ve yokluğunu ayıran, tanımlanamayan bir şey olduğunu dile getirerek yazısına son veriyor.

Atlas

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.