Dilin Kaynağı Nedir? Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

1

Dilin kaynağının ne olduğuyla ilgili büyük bir bilinmezlik var. Dilin ortaya çıkışıyla ilgili çok birbirinden farklı teoriler üretiyor. Dil, insana daha yüksek güçlerce mi bağışlanmıştır? Yoksa dil bir doğa varlığı gibi kendi kendine mi evrimleşmiştir? Dilin doğuşu ile ilgili gelin teorilere birlikte bakalım….

Dilin kaynağı ve doğuşu ile ilgili konusunda yüz binlerce yıldır tartışmalar var ancak binlerce yıldan gelen belgelere araştırılabilir bir nitelik taşıdığını görebiliriz. Bu nedenle, verilecek yanıt şudur: Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki: Dil, bir insan yapıtıdır!

Dilin Doğuşuyla İlgili Teoriler

  • Tanrı Teorisi:  Adem’in seslendirdiği her şeyin adı o olmuştur. Birçok dinde insanların lisanları ile yaratıldıkları inancı vardır. Teoriye göre insan denilen varlık tek bir atadan gelmişse insanla birlikte gelişen dil de tek bir kökenden gelmiş olmalıdır.
  • Ses Yansımaları Teorisi: İlk insanlar etraflarındaki sesleri taklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır. Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisini desteklemektedir.  Eski Yunan felsefeleri, Demokrit, Platon, Vilm Vitney ve Max Müller bu teorinin taraftarlarıdır.Türkçede vızıltı, mırıltı, fısıltı, gürültü, çatırtı, patırtı, havlama, horlama… gibi kelimeler yansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur.
  • Ünlemler Teorisi: Bu teoriye göre dil; insanların sevinme, üzülme, yorulma, rahatlama, korkma, şaşırma vb. gibi durumlarda istem dışı çıkardıkları seslerden oluşmuştur.
  • Birlikte İş Teorisi: İlk insanlar, işleri birlikte yapmaya başlamışlar, birlikte tempo oluşturmuşlardır.
  • Beden Dili Kuramı: Bu kuramı savunanlara göre ilk insanlar konuşamadıkları için işaretlerle anlaşmaya çalışmışlar. Ancak bu zamanla yetersiz kalmış ve ilk başlarda sesler çıkarmaya başlıyorlar. Daha sonra bu sesler zamanla düzene giriyor ve dili oluşturuyor.

Dilin Doğuşu ile ilgili efsaneler

Geçmişte birçok dilbilimci ve bilim insanı birçok teori de üretse insan dilinin kökenleri hakkında sayısız teori vardır. Ancak bunların hiçbiri farklı kültürlerin eden aynı şeyi konuşamadığını açıklamaya çalışmaktan alıkoymadı. Dilin doğuşu ile ilgili 3 efsane

Babil Kulesi
Yahudilik ve Hıristiyanlığın yaygın olduğu en bilinen efsane, İbranice İncil’de, özellikle de Yaratılış’ta bulunan şeydir. Tarihin bir noktasında, hikâyeye göre, Tanrı’nın gazabı tarafından getirilen bir selden kurtulan herkes aynı dili konuşur ve Shinar olarak bilinen bir toprağa yerleşirler. Orada göğw  kadar yüksek bir kule inşa etmeye başlamak için harika bir fikir olduğuna karar verdiler. Tanrı özellikle bundan hoşlanmıyordu, bu yüzden kulenin üzerinde çalışan herkesi, konuşmaları kendi başına anlaşılamayacak ve onları tüm dünyaya dağıtacak şekilde kestirdiler. Daha sonra, inşa edilen kule Babil ismiyle anıldı ve böylece kule Babil Kulesi oldu.

Hindu Dünya Ağacı
Bir Hindu efsanesine göre, bir zamanlar yeryüzünün merkezinden büyüyen çok uzun bir ağaç vardı. “Dünya Ağacı” veya “Bilgi Ağacı” olarak adlandırıldı ve neredeyse göklere ulaştığı kadar uzandı.  Ağaç büyümeye devam edeceğine karar verdi, böylece başı cennette kadar yükseldi. Tanrı Brahma ağacın tüm ağacın dallarını kesip bütün dünyaya dağıttı. Her dalın düştüğü yerde bir Wata ağacı büyümeye başladı ve onunla birlikte insanlık için yeni bir dil ve kültür doğdu.

Dil değişim ve eylem içindedir. Dil bir bitki gibi gelişmiş de değildir, bir doğa olayı gibi gerçekleşmez çünkü her zaman kendi bilinci ve seçen, biçimlendiren insanın özgürlüğü içinde etkin durumdadır.

Dil sürekli olarak başarıya ulaşmış doğaya bağlı bir tindir. Ses görüntüsü içinde kendi gövdesinin anlamını taşıyan bilmece; dilin genel bilmecesi doğa ile tin birliği olarak vardır.

Dilin evrensel niteliği

Dil, öteki insan yapıtları arasında, evrensel nitelik taşıdığından, biricik tür olması nedeniyle bir yapıttır. Bizim her zaman tin alanlannı ya da insanın ortaya koyduklarını bir görüş içinde düzenlememiş gibi, dilin her yerde varoluşu yüzünden kazandığı özel, belli yerde, bir alanı yoktur.

  1. Her içsel varlık kendi nesnel görünüşünü “anlatım”da içerir.
  2. Anlatım yalnız insana ilişkin değilse de, teknik, büyüse! ya da toplumsal işlemler içindeymiş gibi, araçlardan ya da kullanım nesnelerinden kaynaklanan, özel bir insan üretmesidir.
  3. Toplum biçimlenmesiyle töreler; ortak düzenlenmeler, devletler; tüze kurumlan ortaya çıkar.
  4. Yapıtlar kişisel erek olarak sanatta, şiirde, bilimde, felsefede yaratılır.

Dil bunların hepsidir, anlatımdır, araçtır, toplum kurucudur, bağımsız bir yapıttır. Her zaman bütün bunlara dil adı verilir; dil bunların hiçbirinden ayrı değildir. Kendi yapısı içinde bölünmez. Daha çok bütün insanın bir ürünüdür. Din, insanın etkilediği, kendini bildiği yerde böyle bir yapıt olarak genel geçerlik taşırsa, yitip gidici bir nesne gibidir. Çünkü kendiliğinden ilginin upuygun bir konusu olamaz. Kendi evrenselliği içinde dil olarak düşünülmüş bir içerik değildir. Kendiliğinden nesne olduğu yerde tekil bir varlıktır. Sözde büyüsel bir etki olarak kullanılır, ya özel estetik sanat gerecine çevrilir ya da insanın olgusal bir ürünü olarak başka bir varlıkta, sözcüklerde ve dilbilgisinde, dilin devingenliği ve duygusallığı içinde çözümlenir.

 

1 yorum
  1. NUSRET ALPEREN (Dr) diyor

    İnsan, hangi kurama uygun olarak inanılırsa inanılsın, doğuştan iç güdülerle ve reflekslerle getirdiği yüzlerce özel yeteneğinden biri de dil yeteneğidir. Zekanın bu yetenekleri kullanabilme yeteneği de vardır. Bu yetenekler kullanılmaya hazır olarak doğuşta mevcuttur. İlk defa konuşma teşebbüsü mutlaka birtakım sesleri çıkarma denemeleri ile başlamış olmalıdır. Bu sesler zamanla -tıpkı bebeklerde olduğu gibi- ses organlarının daha düzenli kullanılması ve fakat çevrelerindeki varlıkları tanımlamak üzere çıkardıkları sesleri başkalarının da aynı sesle/veya ses kümesi ile aynı nesneyi işaret etmeye başladığından itibaren konuşmaya başlamış olmalıdır. Bir anlamda bebeklerin konuşmaya başlaması için doğumdan sonra izlediği yola benzer bir yol izlenmiştir. Tabii, burada dilin konuşma unsurundan söz ediyoruz. Yazı ise daha farklı gelişmiştir. Bu konuda KÜRESEL ZEKA KURAMI ile DİL PSİKOLOJİSİ adlı çalışmamı inceleyip eleştirebilirsiniz. saygılarımla Dr. Nusret Alperen drnusretalperen.blogg

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.