Eski Uygarlıklarda Müzik

0

Eski uygarlıklarda müzik ve bunun batı müziğine etkisi nasıldı oldu? Müzik tarihi, Ortadoğu’da, Asya’da ve Avrupa’da nasıl gelişti?

Çin Müziği ve Tiyatrosu Çin Müziği 

Bilinen en eski müzik, Çin müziğidir. MÖ 4000 yılından kalan belge ve bulgular bunu göstermektedir. Çin müziği ve çalgıları daha sonra çevre ülkelere, bu arada Hindistan üzerinden Mısır ve Akdeniz çevresine, oradan da Avrupa’ya taşındı. Araştırmacılar bunu Çin’in geleneklerinin güçlü olmasına da dayanarak çözmeye çalıştılar. Zira geleneksel Çin müziği ve tiyatrosu şu anda da varlığını koruyarak devam etmektedir. Çin’de müziğin önemini Konfüçyüs (MÖ 551-478) anlatır. Eserlerinde, müziğin toplum yaşamında önemli olduğunu belirterek eğitime eğilir. Ondan sonra MÖ 400 dolaylarında, Platon bahseder ki, Konfüçyüs’ten etkilendiği sanılmaktadır. MÖ 246’da İmparator Şi Hu-ang, müziğin yaygın olmasından dolayı insanların iş yapmadığını belirtip müziği yasaklar. Müzik üzerine yazılan kitapların ve çalgıların yok edilmesini emreder. Emri yerine getirilir. Bu olay Şi’den önceki dönemde neler olduğunu açıklamaya yönelik belgelerin pek çoğunun yok olmasına yol açar. Han hanedanı (MÖ 220-206) zamanında müzik yeniden canlanır. Daha eskilere gidecek olursak, Teng hanedanı (MÖ 907-618), Sang hanedanı (MÖ 1279-960) zamanında Çin müziği klasik çağına ulaştı deniliyor. Bu yıllarda Çin saray ve tapınaklarında koroların olduğu, 300 kişilik çalgıcının katıldığı müzik topluluklarının konserlerinden bahsedilir. Rönesan     s’tan sonra Batı’da çoksesli müzik gelişirken, Çin’de paralel beşli-dörtlüye dayanan “OrganunTa rastlanmaktaydı. Bu yüzden çokseslilik Batı’da başladı sözleri, anlamını yitirmektedir. Ayrıca Çin orkestrasının, Cava’mn Gamelan orkestrasını etkilediği de (bu orkestra Çin orkestrasından geri ve ilkeldir) bilinmektedir.

Çin’in ses dizilerine gelince: Çin ses dizisi 12 notaya dayanır. Efsaneye göre İmparator Tİ, bakanlarından birini aynı büyüklükte bambu kamışları kesmeye yollamış. Bakan iki boğum arasında bir kamış kesmiş, üflediğinde “Huang Çong” adı verilen ses çıkmış. Derken iki Anka kuşu gelip bakanın omzuna konmuş. Her biri altı değişik ses üflemiş. Bakan bu sesleri elde etmek için ayrı uzunlukta kamışlar keserek on iki sesi bulmuş ve bugünkü kromatik dizinin karşılığı olan on iki Liu’yu ona. ya çıkarmış. Sonra bu 12 ses içinde denge gözetilerek en uyumlu aralıktan oluşan ve beşliler halinde ilerleyen “pentatonik” beş sesli Çin dizisini bulmuş. Bunlar do, sol, re, la, mi sesleridir. Çin müzik kuramcı-lan bununla kalmazlar. Han hanedanı kuramcısı King-Fang, beşlilere dayanarak sesleri geliştirmiş ve 60 notaya vardırmış. Ama kullanılmamış. T’sien Yoçe ise sesleri 360’a kadar yükseltmiş. Ming hanedanından (1368-1643) Prens Tsai-Yu, eşit aralıklı 12 seslik kromatik notayı tanıtmış. Bu da uygulamaya girmemiş, kuramda kalmış. Anlaşılıyor ki, Çinliler müzik üzerine binlerce yıl önce kafa yormuş ve önemli gelişmeler kaydetmişler.

Çin Tiyatrosu

Çin müziği gibi geleneksel tiyatro ve operası da çok eskilere dayanır. Şarkı, konuşma ve pantomimi tümleştiren bir yapısı vardı. Batı’da opera gelişirken (16. yüzyıldan sonra) geleneksel Çin operasında da Batı arya ve resitatif (konuşma gibi) biçimlerine benzer eserler seslem diriliyordu. Ama Çin’de kullanılan çalgılar daha zengindi. Batı’da bir çalgı eşliğinde şarkı söylenirken Çin’de orkestra vardı.

  • İpek telli çalgılar;
  • Bambu kamışından yapılan nefesli çalgılar;
  • Mavlundan, taştan yapılan çanlar, vurmalı çalgılar;
  • Deriden yapılan davullar ile tahtadan yapılan diğer çalgılarıyla Çin müziği zengin bir yapıya sahipti.

Japon Müziği

Japon müziği Çin den etkilenmiştir. Bugün Çin de kaybolmuş müzik geleneği Japonya’da yaşıyor. Japonya’nın daha kapalı olması yüzünden bu müzik otantikliğini önemli ölçüde korumaktadır. Çin müziğe çalgıları MÖ 3. yüzyılda Kore yoluyla Japonya’ya ulaşmıştır. Her İlci müziğin benzerlikleri çoktur. Şöyle ki; Aynı ses aralıkları Japonya’da da var. Çalgılar etkilenmiş; koto (üç telli çalgı) Çin’in kin adlı çalgısının kopyası sanki.

Japonya’daki müzik türlerine gelince:

1)            Gagaku: Türlü çalgılarla icra edilen tapınak müziği. Ama, kutsallıktan uzaktır.

2)            Kapura: Kutsal müziktir.

3)            Mogako (No): Tiyatro müziğidir. Canlı, tempolu, hızlıdır.

Hint Müziği

Eskiliği bakımından Hint müziği, Çin’den sonra gelir. Çok zengindir. Sanskrit edebiyatıyla paralel gelişti (MS 4-6. yüzyıl). Komşu kültürlerden beslendi. 11. yüzyıldan sonra ise Müslümanlığın etkisiyle Arap-Fars öğesi kanıtı. Müzikleri doğaçlamayla yapılır, makamsaldır. Hint makamlarına raga denir. Raga, çalışı yöneten dizidir. Açık ve net olmaktan uzaktır. Sadece başlangıç ve yürüyüşü belirtir. Raga’da Müslüman müziği etkisi vardır; renk, ruh, duygu durumu demektir; mistiktir.

132 raga var, her biri değişik merasim için, değişik zamanlarda, farklı görevler için yapılır.

Her raga’nm bir ana notası (vadi); ikinci önemli notası (samavadi); az yardımcı notası (anuvadi); kakışmak notası (vivadi) vardır.

Hint dizilerinde 8’li aralık (oktav), 12 yarım sese değil, 22 sese ay-nlır. Ses aralıkları eşit değildir. Tahmini olarak çalınır. Bu aralıklara “şruti” denir. Türk müziğindeki koma aralıklarına benzer.

Ortalama, eşit çalgıları yoktur, çalgıları standart dışıdır. Ritim de öyle. Ritim ölçüsüne “tala” denir. Cümle aralıklarına göre bölünür.

Dört telli perdesiz uda benzer “tambura” denilen İslam kökenli çalgı; perdelilerden vina, sitar (en önemli çalgılarındandır); vurmalılardan tabla (davul) en yaygın çalgılardır.

Hini müziğinde, şarkılar kaydırılarak bağlılık sağlanır.

Birmanya Müziği

Çin-Hint karışımı, ses dizileri ile çalgıları bulunmaktadır.

Kamboçya Müziği

Açık havada, şenliklerde erkeklerden oluşan “Pip-Hat” Orkestrası görev alıyordu. Buna karşılık kapalı yerde kadınlardan oluşan “MahJll ri” orkestrası bulunurdu. Başlıca çalgıları “silefon” ve “gong”dur:

Cava-Bali Orkestrası

Gamelan vurmalı orkestrasının yöneticisi rebap (2 telli keman) çalar. Müslüman müziğinin etkisi vardır. Rebap in bulunması bunu gösteriyor. Gamelan orkestrası tören ve tapınmalarda görev alırdı.

Dizileri 5 sesli “Salendro” ile 7 sesli “Pelog”dur. En yaygın olarak kullanılan dizi; “ding, dong, deng, dung, dang” seslerinden oluşur. Dizide ses aralıkları kesin değildir. Yaklaşık olarak belirtilir. Aralıklar Ba-tı’nın “mi, fa, sol, la, si” seslerine benzetilebilir.

Tibet Müziği

Çin ve Hindistan’dan ayrıdır. Vurmalı çalgılardan başka flüt, zurnaya benzer bir çalgı ile iç içe geçmiş iki parçadan oluşan trombona benzer çalgıları en yaygın olanlarıdır. Törenlerde, şenliklerde, aynı anda değil, ardı ardına çalınıp söylenen orkestraları ünlüdür.

ORTADOĞU VE AKDENİZ

Mısır Müziği

Yapılan kazılardan elde edilen sonuca göre, Mısır’da MÖ 16. yüzyılda flüt ve arpa benzer çalgılar vardı, ama küçüktü. Daha sonra Çin’den gelen çalgılar boy gösterdi (MÖ 4000 yılından sonra). Bu çalgılar müziği etkiledi ve Mısır müziğini değiştirdi.

Yunan Müziği

Elde beş-altı parça var. Kesin olmaktan uzak eserlerdir bunlar. Bilinen, bunların teksesli oluşudur. Müzik; mimarlık, resim gibi gelişmedi Eski Yunan’da. İlk defa Platon müzikten bahseder. Nasıl olduğu belli değil… Aristo makamları anlatır… Yunan kültürü bağımsız değil; Fenike’ye, Mısır’a, oradan da Çin’e bağlıdır. Ancak Mısır etkisi müzikte fazla. Bununla birlikte, kullanılan çalgıların başlıcaları Asya’dan gelme. Tapınak müziği simgesi çift borulu zurnaya benzeyen “aulos’un eski örneğine Asya’da rastlandı. Telli çalgı “kitara” da Asya’dan geldi. Aulos, Şarap Tanrısı Oionisos’un; kitara, Sanat Tanrısı Apollon’un simgesiydi.

Müziğin altın çağında (Homeros dönemi), çalgılar kahramanlık şiirlerine eşlik ederdi. Daha sonra; Safo, Arkilokos ve Anakreon’un şiirlerinde kullanıldı. Bu şiirler edebiyat ve müzik sanatı diye bilinir.

MÖ 6. yüzyıldan bu yana dramın içinde müziğin özel bir yeri vardı. Dans, şiir, müzik, aulos’un eşliğinde yapılırdı. Tapınakta kitara kullanılırdı. Euripides, Miletli Timoteas, Midillili Firas önemli müzikçilerdi. Yunan çöküp, Roma yükselince, Yunan şarkıcı ve Çalgıcıların Roma’ya gittiği; kültürsüz, gösterişli müzik yaptıkları söylenir.

Yunan Müziğinin Batı Müziğine Etkisi

Yunan müziğinin Batı müziğine ilk etkisi, dizileriyle olmuştur. Kitara ve lir çalgılarının bu dizilere uyumlanmasıyla taşınmıştı. Dorya, Frigya, Lidya gibi Yunan bölgelerinin adıyla anılan diziler, Batı’ya taşındı. Bu diziler Bizans müziği aracılığıyla Hıristiyan müziğine (yan- j sımış) ulaşmış; ortaçağda bu müzikler üzerinde kuramsal çalışma yapılarak “kilise dizileri” oluşturulmuş (makam da denilir); oradan da bugünkü ses dizisi, majör-minör diziler çıkmıştır. Eski Yunan dizisi tizden peşe doğruydu. Müzik kuramcısı Rahip Boethius (MS 524 dolayı) dizilerin sıralanışında yanlışlıklar yapmış 10. yüzyıla kadar Yunan müziği Hıristiyan müziğinde aynı dizilerin değişik adlarla anılmasına yol açmıştı. Bu durum, 10. yüzyılda düzeltildi.

Bizans ve Yahudi Müziği ve Batı Müziğinin Kökleri

Yunan müziği Bizans’a, Bizans’tan kilise aracılığıyla Batı’ya gitmişti. Bizans müziği, doğrudan doğruya Yunan müziği değildi. Çünkü:

  • Yahudi müziğinin etkileri vardı. Yahudi müziğine gelince;
  • Teksesli, kesin ölçülerden yoksun, özgür ritimliydi. Bu dizilere “ekhoi” denirdi.
  • Ekhoi’ler kilise dizilerine büyük benzerlikler gösteriyordu ve “to-nai” denen Yunan dizilerinden farklıydı.
  • Arap ve Türk müziğinin etkisi sonraki yüzyıllarda görüldü. 13. yüzyıldan sonra coloratura denen çok notalı süslü geçitler kilise müziğine egemen oldu. Eski gelenek çözüldü.

Bizans ve Yahudi müziğinin kilise müziğinin gelişmesindeki etkilerine gelince; Eski Yunan ses dizileri (Doryen, Firgyen, Lidyen vd.) kilise müziğine girdi. Eski Yunan çalgıları lavta ve lir Avrupa’ya taşındı; sonra da kiliseye. Yahudi melodileri ile kullanılan çalgılar da etkide bulundu. Bunlardan:

– Hasasra (trompete benzer);

– Magreta (bir tür org);

– Zılçal pli

– Nevel (büyük arp; Mısır-Çin bağlantılı);

– Kinnor (bir tür kitara);

– Halil (bir tür zuma);

Şotar (koç boynuzu) gibi çalgıların bir kısmı daha sonraları değişikliğe uğrayarak Kutsal Roma’ya taşındı.

  • Şarkıları, Gregorius melodilerine benzer. Bugün birbiriyle bağlantısı olmayan türlü Yahudi yerleşim yerlerinde, Yemende, Suriye’de, tran’da, Irakta benzer melodiler söyleniyor. Ritimsiz, geniş, ölçüsüz, ilk Hıristiyan melodileri de öyleydi.
  • İlk Hıristiyanlar çoğunlukla İbranilerden oluşuyordu. Yunanlı ve Romalılar ise sayıca azdı. Bu yüzden ilk ilahilerini Yahudi kutsal ilahilerinden ve çevre ülke melodilerinden aldılar. Sonra bu melodileri ilişkide bulundukları halklara yaydılar. Böylelikle Avrupa’ya yayılmış oldu.
  • 4. yüzyılda Hıristiyanlık İstanbul, Antakya, İskenderiye, Kudüs ve Roma’da mevzilenmişti. Bu yüzden o yöre melodilerinden etkilendiler. Bu etki, Papa Gregorius’un (MS 540-604) kilise melodilerini toplamasına kadar sürdü (tek kilise, tek melodi).
  • Bizans’ın yumuşak yapısı, halk melodilerinin girmesine yol açmıştı. Bu melodilerin bir kısmı kilise aracılığıyla Avrupa’ya taşındı.
  • Avrupa halk melodileri, Fransız, Alman özellikle Endülüs müziğidir (Arap müziği).
  • Müslümanlar (7. yüzyılda) Anadolu’yu, Kuzey Afrika’yı ve İberik Yarımadası’nı aldılar. 15. yüzyıla kadar bu durum sürdü. İskenderiye, Kudüs ve Antakya Müslüman etkisindeydi. Haçlı Seferleri ve Arap gezginlerce bu müzik Avrupa’ya taşındı.
  • Araplar din adına kendi kültürlerini gittikleri yerlere taşıdılar. 8.-9. yüzyılda bazı bilginler Yunan felsefesini alıp İslam’la birleştirdiler. 15. yüzyıldan itibaren Rönesans’la Eski Yunan felsefesi tekrar Avrupa’ya aktarıldı. Bütün bunlar karşılıklı etkileşimi artırdı.

Görüldüğü gibi, Batı müziği denilen müzik, salt Yunan, Roma ve Avrupa’dan oluşmuyor. Kökleri ta Uzakdoğu’ya kadar uzanıyor. Ama esas olarak Akdeniz çevresindeki bütün uygarlıkların katkısı bulunmaktadır. Bir anlamda yüzyılların sentezidir.

Mehmet Kaygısız / Müzik Tarihi

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.