Felsefe Tarihi

Felsefe tarihi, din gibi eski ve bütün kiliselerden daha yaşlıdır. Felsefe her zaman değilse de, çok kez bireyselleşen insana özgü görünüşlerin yüksekliği ve arınmışlığı, benimsediği anlayışın doğruluğu dolayısıyla onu başka bir nesne diye gören kilise dünyasına karşı üstünlük sağlamıştır. Felsefe, toplumu bilimsel biçimden yoksunluğu nedeniyle, kilise karşısında güçsüzdür. Felsefe, dünyada değişik güçlerin, dahası kiliseye özgü olanların, gelişigüzel koruyuculuğu altında yaşar, Kendini, nesnel olarak, ortaya koyduğu yapıtıyla gösterebilmek için, elverişli toplum bilimsel durumları gerekser. Onun kendine özgü gerçekliği, her zaman, her insana açıktır, inanların yaşadıkları her yerde herhangi bir biçimde vardır.

Kiliseler herkes, felsefe ise bireyler içindir. Kiliseler dünyada insan yığınlarının gözle görülür güç örgütleridir. Felsefe ise, bütün uluslar ve çağlarca, dünyada üstlenen ya da yadsıyan bir başvuru kaynağı olmayan, birbirine bağlı bir anlayışlar imparatorluğunun anlatımıdır.

Kiliseler, sonsuzluğa bağlı kaldıkları sürece, onların dışsal gücü de tinin özüyle doldurulmuştur. Kiliseler, sonsuzluğu dünyadaki gücün buyruğu altına verdiği ölçüde, bu güç de her kötü güç gibi korkunç olur.

Sonsuz gerçeklikle ilgili bulunduğu sürece, baskıya başvurmadan kanatlanır, en içteki kaynağından tine düzen getirir. Felsefe, gerçekliği zamana bağlı güçlerin buyruğuna verdiği oranda, varoluş ilgileri içinde kendiliğinden yanılmaya yol açar ve tini kargaşaya sürükler. Sonunda, bilimden başka bir nesne olmak istemediği sürece de, bu durumda ne bilim, ne de felsefe olan boş bir oyuncağa döner.

Bağımsız felsefe, kendiliğinden, hiçbir insana yönelmez. Hiç kimse felsefenin içinde doğmaz. Felsefe, her zaman, yeniden kazanılmalıdır. Felsefe yalnız kendi kaynağından dışa doğru bakan kimsece kavranabilir. Şöyle önemsiz bir bakış bile bireyi ateşleyebilir. Felsefe öğrenimini başlatan, felsefe yalımıyla tutuşmadır.

Bu, üç yanlıdır: Uygulamalı olarak, her gün, kendi içinde davranma; nesnel olarak içeriklerin kavranması, bilimlerin, kategorilerin, yöntemlerin ve dizgesellerin öğrenilmesi; tarihsel olarak da felsefenin getirdiğini edinme. Kilisede yetke neyse, felsefe alanında çalışan kimseye felsefe tarihinden seslenen gerçeklik de odur.

Şimdiki özel felsefe çalışmalarına ilişkin ilgiler adına, tarihine yönelirsek, çevreni yeterince geniş sayamayız.

Felsefeye özgü olguların (Erscheinung) türlülüğü oldukça ilginçtir. Upanişadlar dünyadan uzak, yalnızlık ya da öğretmen ve öğrenci içe kapalı yaşam birliği içinde, Hint köylerinde ve ormanlarında düşünüldü. Kautilya, imparatorluk kuran bir bakan olarak düşündü. Konfüçyus bir öğretmen olarak ulusuna eğitim ve güncel geçerlik taşıyan doğru, siyasal gerçekliği yeniden geliştirmek istedi. Soylu bir aileden gelen Platon’a bulunduğu toplumsal aşamaya göre, toplumda belirli, siyasal çalışma biraz da kendi aldırışsızlığı yüzünden, olanaksız göründü. Bruno, Descartes, Spinoza tek başlarına kalarak düşüncede gerçekliği kendileri için örtüden çıkarmak isteyen insanlardı. Anselmus, kilisede, soylu gerçekçiliğin ortak kurucusu, Thomas kilise üyesi, Nicolaus Cusanus kardinal, kilise ve felsefe yaşamının birliği içinde. Machiavelli bütün varlığını tüketmiş devlet adamı. Kant, Hegel, Schellingj kendi görevlerinin bağlılığı içinde yüksek öğretim üyeleri.

Biz, felsefe yapmanın, kendi kendine ve gerçekte yüksek öğretim görevlileri işi olduğu görüşünden kurtulmalıyız. Göründüğü gibi,  bütün koşullar ve durumlar altında, insanın, tutsağın olduğu gibi egemenliği elinde tutan bir yöneticinin de sorunudur. Biz, gerçeğin tarihsel görünüşünü, önce onun ortaya çıktığı bu dünyada ve onu düşünen insanların yazgısında kavrarız. Bu görünüşler bizimkilere uzak ve yabancı ise, bu nedenle, bizim için aydınlatıcı olur. Felsefe düşüncesini ve düşünürü onun gerçekliği içinde arama gereğindeyiz. Gerçek, kendi kendini taşıyarak, soyut olanın boşluğunda çözülmüş ve sallantılı kalamaz.

Felsefe tarihiyle sağlanan bağlantı sonucu, biz, önemle incelediğimiz yapıtta, onun ortaya çıktığı dünyayla da elden geldiğince yakınlık kurarız.

Buradan yola çıkıp kuşkulu görünmesine karşın, geniş alanlarda yönlendirme kılavuzu olarak, felsefe yapmanın tarihsel bütünlüğünü bir yapı içinde gözlerimizin önüne seren görüşler ararız.

İki bin beş yüz yıllık felsefe tarihinin bütünü, insanın kendi varlığının bilincine varmasının, biricik büyük anı gibidir. Bu an, sonsuz bir tartışmadır, birbiriyle çarpışan güçleri, çözülmez görünen soruları, yüksek yapıtları, sapmaları, derin gerçekliği ve yanılmanın bir çevrintisini gösterir.

Felsefe tarihi bilgisinde, düşüncelerinin tarihsel yerini gösteren, bir çerçevenin taslağını ararız. Felsefenin dünya tarihi, çok değişik toplumsal ve siyasal tutumlarda, kişisel durumlarda, felsefenin tarihsel olarak görünüş alanına nasıl çıktığını açıklar.

Düşüncenin bağımsız evrimi Çin’de, Hindistan’da ve batıda ortaya çıktı. Gelişigüzel bir bağa karşın, İsa’nın doğum dönemine değin, bu üç dünyanın ayrılışı kendiliğinden ve açıkça kavranılacak nitelikte belirgindir. Daha sonra Hindistan’da ortaya çıkan Budacılığın Çin üzerindeki güçlü etkisi, Hıristiyanlığın Avrupa’daki etkisiyle karşılaştırılabilir.

Evrimin, her üç dünyada da, benzeşik bir dönemeci vardır. Tarihsel olarak güç aydınlatılabilen bir tarihöncesinden sonra, her yerde, temel düşünceler odakçağda doğar (İ. Ö. 800-200). Sonra bir çözülme ve kurtarıcı dinlerin pekiştirilmesi başlar. Onun ardından boyuna geriye dönücü, yenileştirmeler sökün eder, her nesneyi kapsayan, düzenli olarak tasarlanan dizgeler ve özellikle salt gerçekötesi anlamında, son sınırına vardırılmış, mantık kuramları gelir.

Bu üç yanlı tarihsel evrimin eş zamanlı örneklerinin oluşumu batıda, ilkin: Çok güçlü tinsel bunalımlar ve evrimlerle kendini yenileyen atılımı, ikincileyin: Düşünceleri açıklayan dillerin ve ulusların türlülüğü, üçüncüleyin: Bilimin kendine özgü evrimi gibi bir özellik taşır.

 

Karl Jaspers – Felsefe Nedir

Yorum Yapın

E-postanız yayımlanmayacak.