İlkel Toplumlarda Müzik

İlkel Toplumlarda Müzik

Manzum konuşma (şiir) eski insanların yazılı kültür olmadan önce başvurduğu, kutsal ve dünyevi işler için bilgi ve görgülerini biriktirme, saklama ve aktarma aracı olmuştur. Şiir, hem sanat hem de eğlenceydi. Bilim ve felsefe gibi, şiir de bilmece ve yarışmadan çıkmıştır. Doktrin, bilicilik, inanma ve inandırmadır. Eski Arap kavimleri, bilen kişi anlamına gelen ‘shair’ (şair) sözcüğünü kullanmıştır. Şairin içtiği şarap, hiçbir bilgi yarışmasında yenilmemiş ve yaratıkların en akıllısı, bilgilisi sayılan ‘Kvaisir’in kanından yapılmış şarap olarak kabul edilmişti. Sofistlere gelinceye kadar şairler toplumun bilgeleri sayılmış; kavimlerin, nebileri, rahipleri, filozofları, yasa koyucuları coşkulandırıcı söylevcileri olmuşlardır. Daha sonra şairlerden demagoglar ve konuşma ustaları çıkmaya başlamıştır.”

(Huizingo)

Şiirden sonra müzik ve dans gelmektedir. Müzik “acılar içinde yaşa-yan insana Tanrıların armağanıdır” der Platon. Müzik kelimesi de Apollon ve diğer Tanrıların marifetini dile getiren “mosikeh” kelimesinden çıkmıştır. “Müs” adlı güzellik perilerinden geldiği söylenir. Müzik şölenlerde dinlenir, katılanlar ortak bir yaşam içinde olurlardı. Yaşamın diğer alanlarında da ortak yanları devam ederdi. Böylece birlikte dinledikleri, yarattıkları müzikle, yaşamın mantığını, düşüncesini geliştirir, bir üst aşamaya eriştirirlerdi. insanlar, müzik, dans ve şiirle birlikte, dünyayı, insanın dünya içindeki yerini anlamaya çalıştılar. Toplulukların yaşamı, bu coşku içinde bilgi ve davranışlarıyla gündelik hayatın içinde sınanmakta, geliştirilip pekiştirilmekteydi. Antik dönemin bitiminden’ i haren toplumsal farklılıklar arttıkça. Plastik ve El Sanatları Tanrısı j “Hephaislos” müzik işlerinin de Tanrısı sayılmıştı.

Müzik; şiir, dans ve büyücülükle birlikte doğayı egemenlik altına almanın yolu sayılıyordu. Boyanma, maskeler, araç gereç ve silahlar gerçeği aramanın aracıydı. Doğa üzerinde maddi egemenlik artınca büyü zayıfladı. Müzik, şiir ve dans devam etti. ilkel toplumlarda müzik

Törenlere gelince; ekin, hasat, savaş, avlanma, ölü gömme, gençlerin olgunlaşması, kabileyi kutsama gibi yaşamın her evresini kapsıyordu. Töreni, kabile reisleri, şairler, büyücüler etkili kılmaya çalışıyordu. Özellikle şairler kimi zaman doğaçlamayla, kimi zaman kalıp sözlerle töreni yönlendiriyordu.

Ayinlerin sözleri makamla okunuyordu. Ama sanki sonsuz kez yinelenen, konuşmaya yakın ve çeşitlemesi azdı. Şimdiki anlamda şarkıya benzemiyordu. Bir sesin etrafında (eksen) dönüyor ve küçük aralıklarla sürüyordu.

Dans da aynı şekilde tekrarlanan bir sonsuz ritimdi. El, kol, beden özellikle ayak vuruşları ritmi şekillendiriyordu. Törenlerde birden fazla “uzvun” kullanılmış olması ritmi giderek daha zenginleştirdi, karmaşık hale getirdi. El, kol, baş, ayak, beden hareketleri müzikle bütünleşti.

“İlkel yaşamda, avlanma, tohum ekme ve savaşta müzik ve ritimler birbirinden farklıydı. Bu farklılık, müzikte anlatımı değiştirerek zenginleştirdi. Her bir hareket farklı duyuş ve anlatımı ifade ediyordu. Müzik sembolleri bu ilişki içinde gelişti. Örneğin, ninninin ortaya çıkması, çocuğa olan duygusal yaklaşımla ve oturuş, hareket edişle birlikte gelişti.

“Hayvanlarda bile kavga sert hareket ve seslerle oluşurken, oynama ve sevişme daha yumuşak ses ve hareketlerle olmaktadır.

“Yani bir kabilenin savaş çığlığı, başka bir kabilede ninni olarak kullanılamazdı.”

Çalgı Gelişimi: Nefesli çalgıların ortaya çıkması daha öncedir. Boru, kemik, kamış buna daha uygundu. Üflemek yeterliydi. Telli çalgının oluşumu daha geç oldu. Vurmalılar başlangıçta vardı.

İnsanın yaşamı, yürüyüşü, iş hareketi, ritmin şekillenmesini ve müziğin gelişimini biçimlendirdi. İçeriği de, kullanımından dolayı gelişti, biçimlendi ve zenginleşti. Bunun gibi zamanla toplumsal yaşamda doğa üzerinde egemenlik giderek arttı. Ateşin bulunması, çanak çömleğin, tekerleğin icadı, yaşamı boyutlandırdı. Bu da belli alanlarda iş bölümünü zorunlu kıldı. Ustalaşma başladı.

Müzik yapma, bu şekliyle, bir zanaata dönüştü. Zanaatkarlar geçimini müzik yaparak sağlamaya başladı. Müzik yapanlar ayrılınca, dinleyenler de ayrıldı. Zanaatkâr müzisyenler soyluların hizmetine girdi. Onları eğitim-arıtımıyla uğraştı. Ama yeni eserler yaratmak yerine, eski bilinen şarkıları kendi ustalıklı üsluplarıyla anlatmaya başladılar. Sanat müziğinin ilk filizleri böylelikle atılmış oldu.

Müzik Tarihi – Mehmet Kaygısız

Yorum Yapın

E-postanız yayımlanmayacak.