Türk Sinemasının LGBTİ Temalı Filmleri

0

Türk sineması yüzyıllık tarihi bir geçmişi sahip olsa da toplumsal sorunları yansıtmada oldukça eksiği olduğu gibi koca bir LGBTİ boşluğu da barındırıyor. Türkiye toplumunda ötekileştirilen LGBTİ bireyleri, Türk sinemasında da büyük bir ötekileştirmeye maruz kaldığı da görülüyor. Türk sinemasında eşcinsellik konusunda çekilmiş ilk film için ancak kırk yıl kadar geriye gidebiliyoruz.

Ver Elini İstanbul – 1962

Attilâ İlhan’ın senaryosunu yazdığı, Aydın Arakon’un yönettiği 1962 yapımı  Türk sinemasında, LGBT temaları, ilk kez 1962 yılından çekilen Ver Elini İstanbul ille görülüyor. Attilâ İlhan’ın senaryosunu yazdığı, Aydın Arakon’un yönettiği bu filmde, ilk defa iki kadının (Mualla Kavur ve Leyla Sayar) öpüşmesi yer alıyor.

 

 

 

 

 

 

Haremde Dört Kadın – 1965

Halit Refiğ’in yönettiği ilk lezbiyen ilişkinin görüldüğü Haremde Dört Kadın filmi, Osmanlı’nın harem dünyasını anlattıldığı Şevkidil Hanım ile cariye Mihrengiz arasındaki lezbiyen ilişki anlatılır. Film,  Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterildiği sırada büyük bir protesto maruz kalmış ve bazı gruplar tarafından gösterimi engellenmeye çalışılmıştı. Olaylar sırasında sahneye çıkan Antalya Emniyet Müdürü, “Endişenize mahal yok. Çünkü jüri sizin protesto ettiğiniz filmi birinci seçmez…” demek zorunda kalmıştı.

 

 

 

 

 

Beddua –  1980

Yönetmenliğini Osman F. Seden ve Melih Gülgen’in üstlendiği Beddua, Türk sinemasında “erkek eşcinsel temalı” ilk film olarak bilinir. Henüz cinsiyet değiştirmemiş olan Bülent Ersoy, çocukluğunda tecavüze uğrayıp baba dayağı ile büyüyen birini canlandırır. Müzik hocasının tavsiyesi üzerine İstanbul’a gidip konservatuara giren Bülent ileride ünlü bir şarkıcı olacaktır. 1980 darbesiyle her şeyde olduğu gibi sinemada da kararmalar başlar. İlk başta da yeni yeni kendini göstermeye başlayan eşcinsel temalı filmlere yasaklar getirilmesi vardır.

 

 

 

 

 

Şöhretin Sonu – 1981

Eşcinsellik konusunda aslında sığ bir altyapıya sahip olan film, Bülent karakterinin eşcinselliğe yönelimini küçükken oynadığı bebekler ve makyaj malzemelerine olan ilgisinden vermeye çalışıyor. Gazinoda assolist olarak çalışan Bülent, yaşadığı zorluklar ve aldığı tepkiler sonucu tekrar erkek olmaya karar verip Türk toplumundan ve babasından bu yaptığı sapkınlık” için basın önünde af diler.

 

 

Dul Bir Kadın – 1985

Atıf Yılmaz’ın Necati Cumalı’nın aynı adlı eserinden senaryolaştırdığı, dönemin en iyileri arasında gösterilen Dul Bir Kadın filminde kadın, artık cinsel bir obje olmaktan kurtularak cinsel zevk için seviştirilen değil, hoşlandığı ve sevdiği için sevişen kadın olarak gösterilir.

 

 

 

Acılar Paylaşılmaz – 1989

Başrollerini Kadir İnanır ve Kerem Tunaboylu’nun oynadığı Acılar Paylaşılmaz’da boşanmış bir anne babanın çocuğu olan Sinan’ın, babası tarafından eşcinsellikten vazgeçirilmeye çalışılması anlatılır. Birçoğunda olduğu gibi burada da kişinin eşcinselliği küçükken annesiyle birlikte babasız bir hayat yaşamasına bağlanarak yüzeysel bir şekilde işlenir.

 

 

 

 

 

 

Dönersen Islık Çal – 1993

Beyoğlu’nun sokaklarında toplum tarafından boyu sebebiyle dışlanan bir cüce ve aynı toplumun dışlayıp ötekileştirdiği bir travesti arasındaki dostluğun anlatıldığı Orhan Oğuz’un “pis sokak hikâyesi” Dönersen Islık Çal filminde ilk kez bir travestiyi yan rollerden çıkıp başrole geçerken görüyoruz.

 

 

 

 

 

 

Gece, Melek ve Bizim Çocuklar – 1994

Eşcinsellik, ilk kez dalga geçilecek, aşağılanarak bir komedi öğesi olarak değil gerçek bir yüz olarak çıkıyordu sahneye.  Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde İstanbul’un arka sokaklarındaki travesti ve seks işçilerinin, toplum tarafından ötekileştirilmiş insanların sosyal yaşantısını işliyordu.  Film, beklendiği gibi birçok kez sansüre uğradı, gösterildiği kanallarda ise çoğu sahnesi mozaiklenerek yayınlandı.

 

 

 

 

 

 

Hamam – 1997

Ferzan Özpetek’in İspanyol-İtalyan-Türk ortak yapımı filminde ise eşcinsellik dostluk üzerinden anlatılmaya çalışılır. Mimar Francesco, teyzesinin ölümüyle kendisine miras kalan hamam için yıllar önce gittiği İtalya’dan İstanbul’a gelir ve Mehmet ile tanışmasıyla hayatında değişimler başlar. Hamam filminin Antalya Film Festivali’nde ödül almasının ardından, hatırlarsınız, hamamcılar ayağa kalmış, filmi protesto ederek yürüyüş yapmışlardı.

 

 

 

 

 

 

Lola ve Bilidikid – 1999

Lola ve Bilidikid, Kutluğ Ataman’ın LGBT bireylerine yapılan ayrımcılık ve baskıyı o dünyanın tamamen içine girerek, olabilecek en gerçekçi şekilde anlattığı filmi.  Berlin’de ailesiyle yaşayan 17 yaşındaki Murat, eşcinselliğini yeni keşfeden ve bunu ailesinden saklamak zorunda olan bir gençtir. Ağabeyinin zamanının geldiğini düşünerek kendisini bir hayat kadınına götürmek istemesiyle evden kaçıp Lola ve Bili ile yaşamaya başlar. Zamanla kendisi, ailesi ve Lola ile ilgili çarpıcı şeyler öğrenecektir. Kutluğ Ataman’ın İstanbul’da çekmek istediği fakat sponsor bulamadığından Berlin’de çekmek zorunda kaldığı filmi, katıldığı festivallerde aday olduğu yedi ödülden altısının sahibi oldu.

 

 

 

 

Zenne – 2012

Doğulu muhafazakâr bir ailenin çocuğu olan Ahmet, cinsel kimliğini saklamadan zennelik yapan Can ve Alman fotoğrafçı Daniel’in İstanbul’da kesişen hikâyelerinin anlatıldığı film, 15 Temmuz 2008’de eşcinsel olduğu için babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın gerçek hayat hikâyesinden uyarlandı. Yönetmenliğini Ahmet Yıldız’ın arkadaşları Caner Alper ve Mehmet Binay yaptığı Zenne, katıldığı 2011 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 5 ödül kazanarak o yılın en çok Altın Portakalını kazanan film oldu.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.