Yaşamın Anlamını Sorgulatacak 10 Kitap

 

Türkiye’deki kitap okuma oranının düşük olduğunu hepimiz biliyoruz. Gün içerisinde kitap okumaya ayırdığımız ortalama süre ise sadece 1 dk.

Uzun zaman etkisinden çıkamayacağınız kitaplar vardır.Sadece okurken değil de okuma bittikten sonra da etkisi sürer gider.

Bu konuda biraz da olsun sizleri kitap okumayı sevdirmek ve teşvik etmek için mini bir kitap listesi hazırladık:

 

1.Martin Eden/Jack London

Martin Eden için neden biraz üzülmeyeyim? Martin Eden bendim. Martin Eden bir bireyci idi, bense bir sosyalist. İşte bu nedenden ben yaşamaya devam ediyorum ve işte bu nedenden Martin Eden öldü.

2.Yüzyıllık Yalnızlık/Gabriel García Márquez

“Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında,
cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden…
Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde,
bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor.
O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız,
ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? –
anlatsam mı, anlatmasam mı?- kararsızlığımız, -bu sevgi beni acıtır mı?- kuşkularımız…
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır.
Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek,
ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.”

3.Martı Jonathan Livingston/Richard Bach

“Yaşamak için ne çok neden var! balıkçı teknelerinin etrafında o rutin,
sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. cehaletimizi kırabiliriz,
becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir,
kendimiz olabiliriz. en önemlisi, özgür olabiliriz, uçmayı öğrenebiliriz”

4.Siddhartha/Hermann Hesse

Dünyayı ilk kez görüyormuş gibi çevresine bakındı Siddhartha. Güzeldi dünya, renkliydi, garip ve gizemliydi! Burada mavi, şurada sarı, orada yeşildi. Gökyüzü akıyor, ırmak akıyor ve orman gözlerini dikmiş bakıyor ve dağ gözlerini dikmiş bakıyordu; hepsi güzel, hepsi gizemli ve büyüleyiciydi, bütün bunların ortasında da o vardı, Siddhartha, uykulardan uyanmış, kendine giden yoldaki Siddartha. Bütün bunlar, bütün bu sarılar, maviler, akarsular ve ormanlar ilk defadır ki gözlerinden geçerek Siddhartha’nın benliğinden içeri sızıyordu.

5.Doğal Yaşam ve Başkaldırı/Henry David Thoreau

Thoreau, ödeyeceği her kuruş verginin masum insanların canına kastedecek bir kurşuna yatırılacağı gerekçesini ilan ederek vergi kaçakçılığı suçlamasına maruz kalırken içimizdeki düşmana karşı koymanın pratik bir yolunu işaret etmiş oluyordu.

6.Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği/Milan Kundera

Büyük Yürüyüş dünyanın kayıtsızlığına karşın sürüp gidiyor, ama giderek daha sinirleri yıpratıcı, başdöndürücü oluyor, dün Vietnam’ın Amerikalılar tarafından işgaline karşı, bugün Vietnamlıların Kamboçya’yı işgaline karşı; Dün israil için, bugün Filistinliler için; dün Küba için, yarın Kübaya karşı ve  hep Amerika’ya karşı, zaman zaman kıyımlara karşı, zaman zaman başka kıyımlara arka çıkmak üzere…

7.Duvar/Jean-Paul Sartre

“Duvar” idam mahkumunun önünde durduğu herhangi bir duvar mıdır,yoksa yaşam ile ölüm arasındaki görünmez duvar mı ?
Sartre’ı ilgilendiren,duvarın niteliğinden öte yokluğu karşısında bireyin neler yaşayacağıdır.

8.Kürk Mantolu Madonna/Sabahattin Ali

“Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu arayacaktım. Onu bulamayacağımı daha şimdiden biliyordum; fakat aramamak elimde olmayacaktı. beni, bütün ömrümce bir meçhulu, mevcut olmayan bir şeyi aramaya mahkum ediyordu. Bunu yapmamalıydı.

9.Dönüşüm/Franz Kafka

Aile kurumunun bireyi yok edici yanlarını tüm korkunçluğuyla evrensel düzeyde yansıtan bir yazın metnidir.Böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin -onu tutsak kılan beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir.

10.Yabana Doğru/Jon Krakauer

Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak çizilmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi deneyimlerdedir, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz. Her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir. Hayattan daha fazlasını almak istiyorsan, monoton bir güvenlik hissine dair inadını bir kenara bırakıp, sana ilk başta çılgınca gelebilecek bir hayata adım atmalısın. Bu yaşama bir kez alıştıktan sonra, tüm anlamını ve inanılmaz güzelliği göreceksin.

”Yaşadığım bu hayat benim seçimim”.

 

 

 

Yorum Yapın

E-postanız yayımlanmayacak.